Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Farkındalığın Tanımı - Thanissaro Bhikkhu

Nefes farkındalığı ne anlama gelir? Çok basit bir şey: nefesi akılda tutmak. Her nefes aldığınızda ve verdiğinizde nefesi hatırlamak. “Farkındalık” (mindfulness) terimini Pali dilindeki sati kelimesini çevirmek için oluşturan İngiliz akademisyen, büyük olasılıkla “başkalarının ihtiyaçlarını sürekli akılda tutmaktan” (be ever mindful of)   sözeden Anglikan duasından esinlenmişti. Ancak “farkındalık” sözü, Hristiyanlığa ilişkin bir kökenden geliyor olsa da, Buda da dört farkındalık temelini ( satipatthana) içeren meditasyon uygulamasında satiyi, akılda tutma yetisi olarak tanımlamıştı. “Farkındalık yetisi nedir? Bir bhikku ya da öğrenci, farkında olduğu zaman son derece dikkatlidir ve   çok uzun zaman önce yapılmış ve söylenmiş [öğretiyle ilgili] konuları aklına getirip hatırlayabilir. (Bu noktada dört farkındalık uygulaması formülü anlatılıyor:) Bedene, sadece bedenin kendisi içinde ve bedenle ilgili olarak, dış dünyayla ilgili hırs ve kaygıları bir kenara bırakıp, istekli...

İnandığımız Hikayeler - Bu İşte Bir Yanlışlık Var

Zaman zaman, kendimizle, yaptığımız işlerle ya da birlikte olduğumuz kişilerle ilgili eksiklikler, yanlış giden bir şeyler olduğu düşüncesine kapılırız. Ancak ilk bakışta bu yanlışlığın ya da eksikliğin adını koyamaz, somut olarak anlatamayız. Kurguladığımız hikayelerden kaynaklanmayan, somut bir yanlışlık ya da eksiklik, elle tutulur, gözle görülür, yalın ve tekil olarak, çözümü bulunabilecek ya da kabullenilip uyum sağlanacak bir biçimde kendisini gösterir. Ancak genellenmiş, temelden bir eksiklik ve yanlışlık düşüncesinin kaynağını bulmak kolay olmaz. Bu örneğin bir sağlık sorunu, sızıntı yapan bir nükleer santral veya arkadaşımızın bize zarar veren davranışları gibi, belirli eylem ya da etkinliklerden kaynaklanan, açıkça gösterilebilecek bir şey değildir. Hoşnut olmamızı engelleyen daha temel bir yanlışlık ya da eksiklik varmış gibi hissederiz. Bu düşünceyi içinde yaşadığımız kültürden devşirdiğimiz göreceli, soyut kavramlarla destekleriz. Başarısızlık, yetersizlik, kusurlul...

Aydınlanma ve Okur Yazarlık

Mistik bir kavram olarak aydınlanmadan sözedenler, örneğin D. T. Suzuki, Zen Budizme Giriş adlı kitabında, “Zen bize entelektüel analiz anlamında bir şey öğretmez,” der ve “sutralar (Budist düşünürlerin yazdığı metinler) sadece zihindeki tozu temizleyen paçavralardır,” diye ekler. Bu sözler, çoğunluğun hayatını kazanmak için gerekenden fazlasını öğrenmeye ve okumaya ya da akıl yürütmeye hiç de hevesli olmadığı, anti entelektüel bir varoluş tarzını onaylama anlamında kabul edilebildiğinden, yanlış anlamaya yol açabilir. Ancak Suzuki, ironik bir şekilde, bu sözleri söylerken fazla eğitim alma olanağını ya da isteğini bulamamış ve hayatını dedikoduyla ya da televizyonda maç ve dizi izleyerek geçiren bir çoğunluğa değil, yaşadığı dönemin belirli bir entelektüel çevresine sesleniyordu. Düşüncelerin ve yazılı metinlerin ötesine geçebilmek için, önce eleştirel düşünme ve okuryazarlık yeteneklerine sahip olmak gerekir. Okuryazarlığın yaygın eğitim kurumları gibi modern k...

Aydınlanma ve İnançlar

  “[Gautama] Buddha’nın kendi aydınlanmasıyla ilgili kısa ve açık anlatımına karşın, zaman içinde bu aydınlanma (Budistlerce bile) başka bir şekilde sunuldu. Aydınlanma, mistik bir deneyim, büyük harfli “Gerçeğin” aşkın kaynaklı bir vahiy biçiminde bir anda kavranması olarak anlaşıldı. Dinsel yorumlar, her zaman karmaşık olanı basite indirgerken, ayakları yere basan bir gerçekliği de kutsallık mertebesine yükseltir. Zaman içinde, içiçe geçmiş karmaşık gerçekler yerine tek bir “Mutlak Gerçek” üzerine daha çok vurgu yapılır oldu, “Ölümsüzlük”, “Koşulsuzluk”, “Boşluk”, “Nirvana”, “Buddha Doğası” vb. gibi. (...) [Gautama] Buddha bir mistik değildi. Aydınlanma deneyimi de ilahi gizemleri açıklayan aşkın bir Gerçekliğin aniden, sarsıcı bir şekilde anlaşılması değildi. Gautama, kendisine evrenin nasıl işlediğini bildiren ezoterik, ayrıcalıklı bir bilgi bahşeden bir deneyim yaşadığını iddia etmedi. Budizmin yerleşik düzen dinlerine benzer bir biçim almasıyla, Gautama’nın ayd...

Açık Görüş, Bütüncül Farkındalık ve Bütüncül Eylem

Buddhadharma geleneğinde bütüncül farkındalık, her zaman bir sacayağının parçası olarak, açık görüş ve bütüncül eylemle birlikte ele alınır. Bu üçü, insan hayatında kaçınılmaz olan acıya karşın, acı çekmenin seçime bağlı olduğunu anlayanlar için, acı çekmekten kurtulmaya yönelik bir seçenek olarak önerilen sekiz katlı yolun özetini oluşturur: Sila , yani bütüncül eylem, bütüncül farkındalık anlamına gelen samadhi ve açık görüş, yani prajna . Bunlardan birini diğerlerinden önemli kabul etmek ya da gözardı etmek, yaşam biçimimizi olumlu yönde değiştirmek bakımından anlamlı bir sonuç vermez. Açık görüşe, yani bağıntılı varoluş anlayışına sahip olmazsak, farkındalık çalışmaları ya da bütüncül eylem çabaları amacına ulaşmaz. Bağıntılı varoluş anlayışı olmaksızın uygulanan farkındalık alıştırmaları sonucunda zihnin sakinleşmesiyle ortaya çıkan neşe, keyif ve aşkınlık durumu, amaç haline getirilirse, kendi içine kapalı bencil bir kaçışa ve başkalarıyla dayanışmaya yönelik isteksizliğe...

Aydınlanma için Meditasyon Yeterli mi?

Günümüzde zen veya farkındalık meditasyonu adı verilen uygulamalar, dünya çapında popüler oldu. Genellikle meditasyondan sözedilince, özenle oluşturulmuş rahatlatıcı bir ortamda gözlerimizi kapayıp, kaslarımızı gevşeterek nefesimizi izleyip oturmak anlaşılıyor. Yeterince düzenli ve uzun süre yapıldığında, meditasyonun kişiyi sağlıklı bir beden ve zihin yapısına, hatta mistik bir aydınlanmaya götüreceği savunuluyor. Ancak nefes izleme uygulaması, dünya görüşümüz, insanlarla ve diğer canlılarla birlikte yaşarken ne yaptığımız, nelere hizmet ettiğimiz, nasıl davrandığımız soruları gözardı edilerek yapıldığında, en iyi olasılıkla geçici bir gevşemeden ya da sinir sistemimizin olağan tepkilerinden kaynaklanan boş bir keyif halinden başka bir etki yaratmıyor. Tüm varlıkların oluş haliyle şekillenen ortak zihinle karşılıklı bağlantıda olan zihnimizi, sadece tekil sinir sistemimizle özdeş sanırsak yanılırız. Zihinler ağına söz ve eylemlerimizle nasıl bir etkide bulunduğumuzu ve ondan n...